Seyyidül istiğfar duası

Seyyidül istiğfar duası peygamberimizin bize okumamızı tavsiye ettiği dualardandır. Bir hadisi şerifte Peygamberimiz:

 İstiğfar dualarının en değerli ve en üstünü şöyle demendir: “Allâhümme ente Rabbî, Lâ İlâhe İllâ ente halaktenî ve ene abdüke ve ene alâ ahdike ve va’dike me’steta’tü, eûzü bike min şerri mâ sana’tü, ebûü leke bi ni’metike aleyye ve ebûü bi zenbî fe’gfirlî fe innehû lâ yeğfiru’z-zünûbe illâ ente” Kim bunları inanarak sabahleyin söyler de akşam olmadan ölürse, o kişi Cennet ehlindendir. Yine kim bunları inanarak geceleyin söyler de sabaha ulaşamadan vefat ederse Cennet ehlindendir” (Buhârî, Deavât, 2).

Yukarıda Arapçası verilen  seyyidül istiğfar duasının Türkçe anlamı şu şekildedir:

Allah’ım! Sen benim Rabbimsin! Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Beni sen yarattın. Ben senin kulunum; gücüm yettiği kadarıyla senin akdin ve va’din üzere bulunuyorum. Yaptığım fenalıkların şerrinden sana sığınırım. Üzerimde olan nimetlerini itiraf ederim, günahımı da itiraf ederim. Beni bağışla; çünkü senden başka hiçbir kimse günahları mağfiret edemez.”

İstiğfar kulun Rabbinden bağışlanma talep etmesidir. Bunu kendisi için de başka Müslüman tanıdıkları için de talep edebilir. Peygamberimizin günahsız olmasına rağmen günde yetmiş ila yüz arasında istiğfar ettiği hadislerde bildirilmiştir.

İstiğfarla ilgili başka dualar da vardır. Bunlardan en bilineni  şu hadisi şerifte bildirilmiştir:

“Kim yatağına girince üç defa; “estağfirullâhe’l-Azîm ellezî Lâ İlâhe İllâ hüve’l Hayyu’l-Kayyûm (Kendisinden başka hiç bir ilâh olmayan, diri ve her an yaratıklarını gözetip duran yüce Allah’tan bağışlanmamı dilerim)” derse, Allah günahlarını deniz suyunun damlaları kadar çok olsa da bağışlar” (Tirmizî, Deavât, 17)

Genel olarak kısaca “estağfirullâh” demek ile de istiğfar edilmiş olur. Fakat kişinin kalbi dilini tasdik etmelidir. Yani dili ne söylüyorsa kalbi ona inanmalı, bu doğrultuda hareket etmelidir.

Peki neden “estağfirullah” gibi kısa bir kelime ile istiğfar edilebiliyorken neden seyyidül istiğfar duası tercih ediliyor diye insanın aklına gelebilir. Peygamber efendimiz kendileri istiğfara devam etmiş, ümmetini de teşvik etmiştir. (Buhârî, Deavât, 3; Tirmizî, Tefsîru Sûre, 47/1; İbn Mâce, Edeb, 57). Şüphesiz ki Kuran ayetleri veya Peygamber sözleri ile yapılan dua daha etkilidir. Ayrıca istiğfar ederken okunan duanın anlamını düşünmek hatta kalbimizin derinliklerinde hissetmek gerekir. İsterseniz seyyidül istiğfar duasını inceleyelim.

Seyyidül istiğfar duasının Türkçe anlamı:

“Allah’ım! Sen benim Rabbimsin! Senden başka hiçbir ilâh yoktur.” Bu cümlede şirk reddedilmekte, rabbimizin sadece Allah olduğu tasdik edilmektedir.

“Beni sen yarattın. Ben senin kulunum; gücüm yettiği kadarıyla senin akdin ve va’din üzere bulunuyorum.” Bu cümlede Allah kul ilişkisine değinilmekte, bizin kul olduğumuz vurgulanmaktadır.

“Yaptığım fenalıkların şerrinden sana sığınırım. Üzerimde olan nimetlerini itiraf ederim, günahımı da itiraf ederim” Burada verilen nimetler ve işlenen günah itiraf edilmekte ve pişmanlık beyan edilmektedir.

“Beni bağışla; çünkü senden başka hiçbir kimse günahları mağfiret edemez.” Bu cümlede bağışlanma talep edilmekte, Allah’tan başka gidilecek kapı olmadığı vurgulanmaktadır.

İnsan istiğfar ederken işte bunları düşünmeli, aklından çıkarmamalıdır. Özetlersek;

-Biz Allah’ın kuluyuz. Başka Rabbimiz yok.

-Bizi Allah yarattı, sahip olduğumuz her şeyi veren bizi yaşatan O’dur.

-Allah bize nimet vermesine, doğru yola teşvik etmesine rağmen biz yoldan saptık, bunu itiraf ediyoruz.

-Yaptığımızın kötü olduğunu biliyoruz ve pişmanız.

-Bağışlanma talep ediyoruz. Bu talebimiz yalnızca Allah’adır. Başkasının bizi affetme yetkisi yoktur. (Kul haklarını kullar affeder)

Görüldüğü üzere seyyidül istiğfar duası gelişigüzel söylenmiş bir söz değildir. Bağışlanma sistematiğini anlatan ve düşünce dünyamıza yön veren bir duadır. Son olarak Şeytan ile Adem aleyhisselam arasındaki farkın istiğfardan kaynaklandığını söyleyelim.

İkisi de hata yapmıştı. Şeytan Adem (as) a secde etmeyerek, Adem (as) ise elmayı yiyerek Rabbin sözünden çıkmışlardı. Şeytan yaptığında ısrar etti, istiğfar etmedi, Adem (as) ise tövbe istiğfar ederek bağışlanma talep etti.

Sonuçta günahta ısrar eden Şeytan bağışlanmadı Adem (as) ise tövbe istiğfar etti ve bağışlandı. Böylece Şeytan’dan daha hayırlı olduğunu gösterdi. İnsanlığın başına gelen bu ilk hikaye bize günaha bir şekilde düşebileceğimizi, önemli olan günahtan dönüş yaparak tevbe istiğfarda bulunmamız gerektiğini anlatıyor.

Şimdi soralım kendimize günlük koşuşturmaca içinde farkında olarak veya olmayarak günaha dalıyoruz, acaba Şeytan’ın yolunu mu yoksa Adam (as)ın yolunu mu tercih ediyoruz? Peygamberimiz bile yüzlerce kez istiğfar ederek rabbine iltica ederken biz günah denizinde yüzerken tövbe istiğfar etmeyi neden özel günlere bırakıyoruz. Halbuki Allah’ın sonsuz rahmet hazinelerinde sıra yok, elimizi açarak sıra beklemeden bedava bu hazinelere ulaşabiliriz. Acaba bizi alıkoyan nedir?

 

Bu yazı 793 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak