Reiki, yoga, meditasyon gibi insandaki biyoenerji kullanımına dair uygulamalara İslam’ın bakışı nedir?

Yoga İslam kültüründe olmayan ve aslı hindistana dayanan bir akımdır. Yoga yapılırken çeşitli düşünceler ve hareketlerle beden ve ruh rahatlatılmaya  çalışılır. Eğer bu yapılan hareketler ve söylenen sözler islamiyete ve islami  ruha aykırı ise bunu yapmak caiz değildir.

Diğer bir husus ise insanlar bunu bedensel ve ruhsal  yönden rahatlamak için yapıyorlarsa, bunun yerine islamiyetin emrettiği
ibadetleri yapmak daha iyidir. Çünkü yapılan ibadetler (namaz, oruç vs.) hem  insanın ruhunu rahatlatır hem de insanın bedeni yönden sıhhat bulmasını sağlar.
Ayrıca bu ibadetleri yapmakla kendi dininin emirlerini yerine getirmenin verdiği  bir huzur hali yaşanır. İbadet yerine yapılan sun’i hareketler ibadetin yerini  tutamaz. Namaz ve oruç gibi ibadetlerin madden ve manen insana verdiği faydalar  ilmen dahi isbat edilmiştir. Yüce rabbimiz Kuran-ı Kerim’de “Kalpler yalnız Allahı zikretmekle mutmain  olur.” buyurmuştur.

Bu konuyla ilgili bir araştırma…

Yoga, reiki, meditasyon ne kadar masum?

Şehir hayatı beraberinde  dayanılmaz koşuşturmacalar, yorgunluklar, stresler, çatışmalar, çekişmeler  getiriyor.

Yorulan  bedenler ve zihinler ertesi güne dinç kalkabilmek için yeni dinlenme ve huzur  bulma yolları arıyor. Sürekli bir şeyler yetiştirme telaşı, konsantre olmakta  güçlük çekme, dinlenmek için zaman bulamama, çabuk sinirlenme, kendini mutsuz  hissetme şehir insanının artık kronik sorunlarından. Yapılan yürüyüşler, koşular  ya da gidilen spor salonları fiziksel rahatsızlıkları kısmen bertaraf ediyor.
Ama ruhen ferahlamak o kadar kolay olmuyor. Birçok insan huzur bulmak,  hayatlarına düzen vermek ve kişisel becerilerini geliştirmek için birçok  etkinliğin yanı sıra yogaya da yöneliyor. Yoga diyeti, reiki, zen felsefesi,  meditasyon derken bu tarz uzakdoğu inanışları farklı bir şekilde ön plana  çıkıyor.

“İntiharın  eşiğinden yogayla döndü”, “Yoga boy uzatır, yağları yakar”, “Bedeni ve zihni  eğitiyor”, “Depresyona birebir!”, “Yoga ile saf arzuyu bul”, “Yoga yapan  çocuklar daha rahat uyuyor”, “İşte bilgeliğe giden dört yol” gibi başlıklar  konuyla ilgili özendirmeerden sadece birkaçı. Zihinlerindeki sorulara cevap  arayan insanların ruhlarındaki boşluğu gidermek için yoga, meditasyon, feng  shui, zen felsefesi gibi şeyler alternatif olarak gösteriliyor. Bu tür  uygulamalara sağlıklı yaşam, doğru beslenme, sevgi, mutluluk, pozitif düşünme,  evrenle uyum, vücut enerjisini doğru kullanma gibi kavramlarla başlanıyor. Ama  günah-sevap, dünya-ahiret, cennet-cehennem, Yaratıcı-kul kavramlarının içi yeni  öğretilerle bir anda boşaltılıyor.

Modern yaşamın bir parçası gibi gösterilen ve yapılan  uygulamalarla bunu anlatan pek çok şey insanların zihinlerinde iz bırakıyor.
Yoga, reiki, meditasyon, Zen felsefesi vb. değişik şekillerde özellikle kadın  dergilerinde karşımıza çıkıyor. Birçok televizyon dizisinde de bu tür ögeler  özendirici bir şekilde yer alıyor. Yogaya ve onun gibi benzerlerine katılan  insanlardan sadece spor yapmalarının ötesinde bazı öğretileri de yerine  getirmesi isteniyor.

Yoga uzmanları, öğretiler olmadan yapılan yoganın  jimnastik veya aerobik olacağını ifade ediyor. Onlara göre yoga; üç temel  varlığımız olan fizik, zihin ve ruh planlarımızın mükemmel şekilde ahengini  temin eder. Meditasyon ise, ‘mutluluğun yegane yolu’ olarak telkin ediliyor.
Kişisel gelişimle ilgili eserlerde yer alan, hayatı ve benliği anlamlandıran  temel kavramlara, Budist, Maniheist, Brahmanist, Taoist bakış açısıyla anlamlar  yükleniyor. Yoga yapacak kişinin, bir köşeye oturup rahatlamak için tekrar  tekrar yinelediği çoğu büyüsel içerikli söz yada sözcüklere (genellikle  “aum/om”) “mantra” deniyor. İnsanlar garip bir şekilde, Hindu, Brahman, Budist,
Taoist, Şintoist âlemin kainatta neye karşılık geldiği, kimden ne istendiği  belli olmayan “mantra”larını söyleyerek şifa, afiyet ummaya çalışıyor.

Meditasyonla ne amaçlanıyor?

Liderliğini Maharishi  Mahesh Yogi’nin yaptığı Transandantal Meditasyon (TM) hareketi de yoga gibi  giderek yayılıyor. Onlar da aynı söylemi kullanıyor ve herhangi bir dini  amaçlarının olmadığını söylüyorlar. Amaç olarak yine sağlıklı beslenme, enerjiyi  dengeleme, huzur ve sükunet konuları öne çıkarılıyor. Mürit adaylarına “kendi  inançlarınızı, dininizi değiştirmenize gerek yok” deniyor, ancak, her gün sabah  kahvaltısından ve akşam yemeğinden önce olmak üzere iki defa büyük üstad  Maharishi’nin resmine bakarak meditasyon yapmanız, transa geçmeniz gerekiyor.
TM’nin, Türkiye’de 20 bin kayıtlı üyesi bulunan 5 derneği bulunuyor. Kamuoyunun  çok iyi bildiği isimlerin sürekli tavsiye ettiği TM, her geçen gün daha çok  insana ulaşıyor. Onlara göre TM, bir din değil. İlahiyatçılara göre ise  transandantal meditasyon, Budist “aydınlanma”yı elde etmek için Hindu “Raja  Yoga” üzerine temellenen bir din hüviyetinde. Bütün bu Hint kökenli kültlerin  hepsinde reenkarnasyon düşüncesi bulunuyor. Çünkü bu, dinlerin temel inancını  oluşturuyor. İlahiyatçı-yazar M. Enes Ergene, yoga ve meditasyon söylemleriyle  Türkiye’de faaliyette bulunan grupların yoga ve meditasyonu bir nevi spor olarak  lanse ettiklerini; ancak gerçekte yoga felsefesinin sosyo-psikolojik açıdan bir  dini inanç biçimi olduğunu söylüyor. Tüm dünyada mistisizme ve metafiziğe ciddi  bir yönelme olduğunu söyleyen Ergene, “Yoga ve meditasyonda dini sayılabilecek  bir dizi rabıta ve trans biçimi, tören, sembol ve ritüeller var. Zaten  Amerika’da kendilerini yeni ve kozmik bir dinin üyeleri olarak tanıtıyorlar. Ama
Müslüman bir ülkede bunu din gibi tebliğ etmeyi stratejik bulmadıkları için bir  nevi spor gibi takdim ediyorlar. Hepsi köken olarak, dünya görüşü olarak ve  birer felsefe olarak Uzakdoğu dinleriyle ve özellikle de Budizm’le yakından  ilgili.” diyor.

Spor görünümlü  felsefeler

New age hareketlerde büyü ve sihir çok büyük bir yer  kaplamaktadır. Uzakdoğu dinlerinin tüm büyü ritüelleri, Şamanizm gibi büyü  temelli batıl inanışları ve tarih boyunca süregelmiş her türlü o kült inanış bu  batıl dinle tekrar dünya gündemine getirilmiştir.

Falcılık, tarot  kartları, ruhlarla bağlantı kurarak gelecekten bilgi alma aldatmacası, medyumluk  ve kehanette bulunma gibi batıl inanışlar new age kültürünün önemli bir bölümünü  oluşturuyor. Zaten Guru ismini verdikleri yoga uzmanları da genelde ruhlarla
bağlantı kurdukları, medyumluk yaptıkları, tarot kartları ile geleceği  söyleyebilecekleri gibi iddialara başvurarak insanları etkilemeye çalışıyorlar.
Oysa gaybı da ve müşahade edilebileni de sadece Allah bilir. (Neml Suresi, 65;
Cin Suresi, 26-27).

Onlara göre her insan özünde “ilahlık” enerjisi  taşıdığı için, belli bir seviyeye geldiğinde “doğru – yanlış”, “günah – sevap”  diye bir şey kalmamaktadır. Onlara göre insanın yaptığı herşey doğrudur.

Psikiyatrist Mustafa Merter: İnsan ruhuyla  oynanmaz!

“Avrupa’daki uzun hayatım boyunca, yoğun bir şekilde  meditasyon uyguladım. Türkiye’ye gelip İslam’la müşerref olduktan sonra, gitgide  meditatif aktivitelerim ikinci plana düştü. Meditasyonu ben, psikoterapide bazı  yardımcı metotlara ek olarak telakki ediyorum. Meditasyonu eğer bir dinsel  uygulama gibi algılarsak bir süre sonra, zehir haline dönüşebilir. Çünkü  meditasyon esnasında değişik bir bilinç boyutuna giriyor ve çıkıyor insan. Bir  bağımlılık oluşabiliyor. Oradan bu boyuta geldikleri zaman, bir boşluk  hissediyorlar. Dünyadan zevk alan, o hazları hissedemez hale dönüşüyor. Tekrar  öbür tarafa dönmek istiyor. Fakat öbür taraftaki hali bulamadığı için, iki cami  arasında bînamaz oluyor. Bu gidip gelmelerin sonunda insan, çok ağır depresyona  girebiliyor.

– Nasıl tezahür ediyor?

Senelerce beraber  olduğumuz bir arkadaşım, gül gibi bir karısı, güzel çocukları var.  Psikiyatristlerin tanımını koyamadıkları bir depresyon yaşıyor. 70’li yıllarda  Budist mabetlerinde kalıp, uzun süre meditasyon yapan bir çocuk. Ne bu dünyadan  zevk alabiliyor, ne öbür tarafa gidebilir halde. Sokaklarda ruh gibi dolaşıyor.
Ve o münferit bir vaka değildir. Geçen bir olay aktarıldı: Birisi,  Azerbaycan’dan gelen bir şifacıya gidiyor. Kendinde bir rahatlama hissediyor. Ve  yakınlarını da oraya gitmeleri için teşvik ediyor. Yakınlarından bir tanesi,  “Bana vahiy geliyor” demeye başlıyor. Eşi de paranoid bir krize giriyor. O aile  parçalanmak üzere. İnsan ruhuyla oynanmaz. Kendin pişir, kendin ye maneviyatı  olmaz. İnsanın bu dünyada bir haz kredisi var. Eğer bu haz kredisi aşılırsa,  artık hiç haz alamaz hale geliyoruz.

– Bu enerji alıp  vermelere ne diyorsunuz?

İşin içinde enaniyet var. İşin Rahmani boyutu bitmiş.  Büyük bir ego şişmesi oluyor. Bu insanlar yalnız şifada kalmıyorlar, ondan sonra  “Ben Hz. Mevlana’yım, reenkarnasyonum. Ben peygamberim, ben Allah’ım” diyenler  var. New age grupların temel öğesi, insanların ‘ben yaptım’ duygusunu  yaşamalarıdır. Kulluk bilinci yoktur.

(Zaman.1.8.2004, Nuriye Akman röportajı)

Yoga din değilse ne?

Yoga bugünkü Hint  dillerine temellik yapan Sanskritçede ‘boyunduruk’ etme anlamındaki ‘yug’  kelimesinden türemiş ve bedenin, duyguların ve zihnin tam kontrolü anlamına  geliyor. Bu, bir taraftan vücudun, zihnin ve ruhun uyumu ve bütünleşmesi, diğer  taraftan da kişisel ruhun “Evrensel Ruh”la(!) birleşmesi demek. N. V.  Raghuram’ın Türkiye’deki yogacıların sitesinde yayınlanan makalesinde “Yoga  yaparsam Hindu olur muyum?” sorusu sorularak cevap olarak, “Yoga din değildir”  deniyor; ama bakın devamında “din” nasıl bir müessese olarak görülüyor:

“Yoga’nın bir dine ait  olduğunu düşünmek, büyükbabanın yeni doğmuş torununa benzediğini söylemek  gibidir. Din çoğu zaman bizi sınırlarken yoga bizi genişletir. Bizi köle haline   getirmekten ya da dünyanın içinde boğulmaktan, ya da ben-merkezci olmaktan  korur. Yaşam yolunda, kişi içsel tanrısal yönünü tezahür ederek büyüyebilir.”

Yine aynı makalede,  “Yoga ile âşina olmayanlarımız onu genellikle Hindu dininin bir uzantısı olarak  görür ve bilmeden pagan bir ritüelin bir parçası olmaktan çekindiği için yogadan  uzak durur. Ancak, Yoga bir din değildir! Çünkü yoga, bilinen tüm dinlerden daha  önce başlamış bir felsefedir!” deniyor.

Türkiye’ye sık sık gelen tanınmış gurulardan Shri  Mataji’nin çalışmaları durumu en iyi şekilde özetliyor: Harbiye Askerî  Müzesi’nin fuar salonunda düzenlenen yoga ayini sırasında katılımcıların Shri  Mataji’ye taptıkları için ayaklarını bile öptükleri, ayaklarını yıkadığı suyu  içtikleri medyaya yansımıştı. (Milliyet, 23.04.2002) Shri Mataji’nin büyük bir  fotoğrafı ile tütsü, Hint müziği ve mumlar, Sahaja yoganın öğretildiği  mekanlardan eksik edilmiyor. Eğitime katılanlara önce “aydınlama meditasyonu”
yapılıyor, yani herkesin omuriliğinde olduğu varsayılan ‘kundalini enerjisi’  başın üzerine yükseltilip bağlanıyor! Ondan içlerindeki ‘saf çocuğu’ uyandırması  isteniyor. Ancak, tüm bunlar, yapılırken Shri Mataji’nin fotoğrafının önünde mum  yakarak ona doğru dönük olmak, onunla kalben transa geçmek şart! (06,12,2004,  Sabah)

Medya yönlendiriyor

Birçok kadın dergisi ve  gazete yoga ve benzeri akımları manken görüntüleri eşliğinde sayfalarına  taşıyarak gündemde tutuyor. Ancak, bu tarz programlarda miskinliği bir yaşam  tarzı olarak benimsemiş malum Hind fakirlerinin imajı yansıtılmıyor. Bu  özendirmeler sayesinde artık kolejler, ilköğretim okulları, devlet daireleri,  hatta bazı özel ana sınıflarında dahi çocuklara Hindli yogiler eşliğinde yoga  yaptırılıyor.

Yoga,  meditasyon, şifacılık, biyoenerji tedavileri, transandantal meditasyon gibi  uygulamalar bu tarz inanışlarda büyük bir yer tutuyor. Astroloji, tarot  kartları, falcılık, medyumluk bu kültürün önemli bir bölümünü oluşturuyor.

Sonu Budizm’e varıyor

Budizm putperest bir  anlayış üzerine kurulmuş, çok tanrılı bir dindir. Bu anlayışla yetişen Budist  rahipler tüm hayatlarını Buda’ya ibadetle geçirirler. Budizm, tevhidi kabul  etmeyen, sadece insanın bazı ahlaki yönlerden gelişimini ve dünyaya ait  ızdıraplarından kurtulmasını temel alan özünde çok tanrıcı bir felsefedir.  Budizm, insanın dünyaya sürekli geldiği, bir önceki hayatındaki davranışlara  göre bir sonraki hayatının şekillendiği (reenkarnasyon) düşüncesi üzerine  kurulmuştur. Bunlar İslam’a ve Kur’an’a tamamen zıt düşüncelerdir.

Uçmak, suda yürümek!

Türkistan’da yetişen  büyük velîlerden Ebu Said Ebü’l-Hayr’a bir gün, “Filanca kimse su üstünde  yürüyor. Buna ne dersiniz?” diye sorulunca; “Bunun kıymeti yoktur. Ördek ve  kurbağa da yüzer.” dedi. “Filan adam havada uçuyor.” dediler. “Sinek ve çaylak
da uçuyor. Sinek kadar kıymeti var.” dedi. “Filan kimse, bir anda şehirden şehre  gidiyor.” dediler. “Şeytan da, bir solukta şarktan garba gidiyor. Böyle şeylerin  dînimizde kıymeti yoktur. Merd olan, herkesin arasında bulunur. Alış-veriş  yapar, evlenir. Fakat, bir an Rabbini unutmaz.” buyurdu.

Kaynak: MUSTAFA AYDIN/www.sorularlaislamiyet.com

Bu yazı 629 kere okundu.
  • Site Yorum

2 adet yorum var.

  1. ayla korkmaz dedi ki:

    yoga reiki dedikleri hep tuzak, namaz kılın namaz.

  2. remzi şeker dedi ki:

    tek yol islam reiki meiki dediğin fasa fiso

Bir yorum bırak