Mutlu evlilik, illa ki mutlu evlilik!

Eskiden her şey klasikti. Dinlediğimiz müzik, evlenme törenleri hatta diskoteklerdeki dans figürleri bile. Benim ise en çok canımı sıkan şey filmlerin sonunun da klasik olmasıydı. Film boyunca bin bir zorlukla mücadele eden başrol oyuncuları filmin sonunda nihayet birbirine kavuşuyor evleniyorlardı. Acaba evlendikten sonra ne oluyordu? Filmler hep burada bittiği için bilemiyorduk. Yönetmen ve senaristler “evlendiler ve mutlu oldular” sonuyla filmleri noktalıyorlardı ama gerçekte ne oluyordu?

Gerçekler ise hiç de filmlerdeki gibi değil. Gerçek hayatta asıl film evlendikten sonra başlıyor. Ne beyaz atlı prens kalıyor ne de pembe panjurlu ev kalıyor evlendikten sonra. Birileri “mutlu evlilik diye bir şey yok” diyor başkaları evlilikteki sorunları görüp evlenmekten vazgeçiyor.

Sizce evlilikteki sorunları kafaya takıp evlenememek ya da illa da mutlu evlilik takıntısına girmek doğru mudur? Kabul etmek gerekir ki hayatımızda acılar da var tatlılar da evlilik hiç de filmlerdeki gibi masalsı değil. Peki bu durumda beyaz bayrağı çekip yenilgiyi kabullenmek mi lazım? Tabi ki hayır!

Mutlu evlilik hepimizin hayali. Aslında evlilikte mutlu olmanın sırları diye bir şey yok. Yani evlilikte mutluluk çok da sır değil. Evlilikte mutluluğu yakalamak için önce “Beyaz atlı prens” sendromundan kurtulmak gerekiyor. Hepimiz sonuçta insanız. Hatalar yapabiliriz. Kendimizin bile beğenmediğimiz huyları olabilir. Karşımızdaki insandan mükemmel olmasını beklemek ne derece gerçekçi?  Onu başkalarıyla kıyaslayıp küçümsemenin, yadırgamanın zararından başka evliliğe ne katkısı olabilir?

Çağımızın bir hastalığı da tatminsizlik. Mağaza da beğendiğimiz bir elbiseyi eve gelince beğenmiyoruz. Telefonu, bilgisayarı, mobilyaları, elbiseleri sık sık değiştiriyoruz. Elimizde olan ne varsa hemencecik bıkıveriyoruz. Bir türlü elimizdekiyle yetinemiyoruz. Peki beyaz atlı prens ile karşılaşsak onun kıymetini bilebilecek miyiz? Sorun ortada, çözüm ortada. Elimizdekiyle yetinmeyi öğrenemedikçe evlilikte de mutlu olamayız.

Bir de farkında olmadan yaptığımız büyük bir yanlışlık var. Karşımızdakini kendimize benzetmeye çalışmak. Sanki eşimiz oyun hamuru, biz de onu yoğurup ideal eş yapmaya çalışıyoruz. Peki bu bize yapılsa kabul edebilir miyiz? Alışkanlıklardan sevilen şeylerden vaz geçmek kolay mı? Hem biz peygamber miyiz ki doğru yolu göstermeye çalışıyoruz. Herkesin yolu kendine göre doğrudur. Farkında olmadan karşımızdakini boğuyoruz.

Çağımızın hastalıkları evliliği de vurmaya devam ediyor. Eskiden işler imece usulüyle yapılırdı. Kollektif yaşam biçimi vardı. Giderek aileler küçüldü, sonra daha da parçalanarak her şey bireysel boyutta ele alınmaya başlandı. Şimdiler de herkes olaylara ben merkezci bakış açısıyla yaklaşıyor. Evlilikte karşınızdakini mutlu edemezseniz siz de mutlu olamazsınız. Yani bencillik, bireysellik, yalnızca kendi mutluluğuna odaklanma evlilikte mutluluğun bir numaralı düşmanıdır.

Belki de ya maddi problemler, geçim derdi, hastalıklar, borçlar diyorsunuz? Fakirler, hastalar, borçlular, dert tasa sahipleri evlilikte mutlu olabilirler. Hatta karşılaştıkları zorluklara karşı kenetlenirlerse başkalarına göre daha mutlu olabilirler. Ama tatminsizseniz, sadece kendinizi düşünüyorsanız, karşınızdan çok şeyler bekleyip onu dönüştürmeye çalıştırıyorsanız fakir de olsanız zengin de olsanız, maddi refah içinde de yüzseniz evlilikte mutluluğu yakalayamaz, evlilikteki sorunlarla  boğuşursunuz.

İbrahim YALAVAÇ

Bu yazı 623 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak