İbadet nedir ? Nasıl dindar olunur?

İbadet kısaca Allah’ın emirlerini yerine getirmek, yasakladığı bütün haramlardan uzaklaşmaktır. Ama önce iman gerekir. Yani önce Allah’ın (cc) varlığına birliğine tüm sıfatlarıyla birlikte inanmak, Kuran ve Peygamber’i (sas) tasdik etmek gerekir.

Dindarlık halk arasında dinine düşkün insan manasına kullanılmaktadır. Esasen kimin Allah (cc) katında makbul olduğunun günümüzdeki insanlarca bilinmesi mümkün değildir. Bu nedenle kişinin  kendini veya başkalarını dindar olarak tanımlaması sadece zahiri bir tanımlamadır.

Dindarlık geçmişten bugüne kadar kişilerin sosyal statüsü ile ilgili bir kavram veya siyasi kimliğin bir parçası olarak görülse de esasen Allah’a (cc) layıkıyla kul olabilmeye çalışmaktır.

Dindar olmak ne bir partiye girmekle ne de bir sosyal gurubun peşine takılmakla olur. Dindar olmak için dinimizin emirlerini yapmalı, yasaklarından kaçınmalısınız. Dinimizin binlerce emri binlerce yasağı bulunmaktadır. Bu yazımızda bunlardan önemlilerini barındıran birkaç hadis bulacaksınız.

Rasûlullah Efendimiz (aleyhissalatu vesselam), bir gün Hz. Muâz’a (ve onun zamanında kıyamet sabahına kadar gelecek bütün ümmetine) tavsiyede bulunur­ken şöyle buyururlar:
“Ey Muâz! Sana bir hadis (söz) söyleyeceğim; eğer sen onu tutarsan, sana fayda verir.
(Yok) eğer, kaybedersen (tutmazsan) o zaman da Allah Teâlâ nezdinde senin huccetin kesilir (delilin kalmaz).
“Ey Muâz! Mübarek olan Allah Teâlâ, yedi kat semâvat ve yeri yaratmadan önce yedi melek yarattı. Yedi kat semâ’nın her birine bu meleklerden birini bevvâb (kapıcı) yaptı.
Kulun amellerini muhafeza etmekle vazifeli melekler, sabah vaktinden akşam vaktine kadar, göğe yükselirler. O amellerin güneş aydınlığı gibi bir nuru vardır.
Melekler, o ameller ile dünya semasına çıkasıya kadar o ameli temiz ve çok görürler. Birinci kat sema ile müvekkel (vazifeli olan) melek, hafeza meleklerine şöyle seslenir:
“Gıfuu va’dribuu bi-haaze’l-ameli veche sâhibihî:
Durun! Bu ameli alın, sahibinin yüzüne çarpın!
Ben gıybet edenleri bilen ve tanıyan biriyim. Rabbim bana, gıybet edenlerin amellerini buradan öteye geçirmememi emretti. Bu amellerin sahibi gıybet yapan biridir. Onun amelleri buradan öteye geçmez; ne kadar temiz veya çok olursa olsun.”
Fârisî bir beyit meali:
‘Dil o ki, şükür ve teşekkür ede.
Hakşinâs kişi kimsenin gıybetinde bulunmaz.’

Aleyhissalâtü ve’s-selâm Efendimiz (devam ederek) buyurdular:
“Sonra hafeza melekleri, kulun amellerinden sâlih amel ile ikinci kat semâ’ya gelirler.
İkinci kat semâ ile vazifeli melek onlara:
“Durun! Bu ameli (alın) sahibinin yüzüne çarpın! Ben fahr edenlerle (yaptığı amel ile başkalarına karşı iftihar edip böbürlenen/övünenlerle) vazifeli melekim. Bu amellerin sahibi bu güzel ameller ile (basit ve çirkin olan) dünya menfaatini elde etmek istiyordu. Rabbim, onun amellerinin benden başkasına geçmemesini (buradan öteye yükselmemesini) emretti. Bu kişi amelleriyle, meclislerinde insanlar üzerine iftihar edip/böbürlenip övünüyordu.”
Kişiyi Cehennem’den kurtaracak olan güzel ahlâkıdır.

Aleyhissalâtü ve’s-selâm Efendimiz (konuşmasına devamla) buyurdular:
“(İkinci kat semâ’yı geçen) kulun amellerini melekler yükseltirler. Sadaka, oruç ve namaz gibi amellerinden nurlar çok güzel bir şekilde etrafa yayılır. Hafeza melekleri bile onun ameline hayret ederler.
O ameller ile üçüncü kat semaya kadar gelirler.
Üçüncü kat semâ ile vazifeli olan melek onlara:
“Durun! Bu amelleri (alın) sahibinin yüzüne çarpın! Ben kibir (büyüklük taslayan kişiler ile vazifeli bir) melek’im. Bana Rabbim, onun amellerinin beni geçmemesini (buradan öteye yükselmemesini) emretti. (Bu güzel görüp kendisine hayran kaldığınız amelleri) işleyen kişi, meclislerinde insanlar üzerine kibirlenen bir kişiliğe sahipti. Onun amelleri buradan öteye geçemez” der.

Efendimiz (s.a.v.) (yine sözlerine devam ederek) buyurdular:
“Melekler, kulun ameliyle yükselirler. Namazdan, tesbih, hac ve ömre amelleri inci taneleri ve yıldızların parıldayışı gibi parlar. Hafeza melekleri o amelleri ile tâ dördüncü kat’a kadar yükselirler.
Dördüncü kat ile vazifeli melek, onlara:
“Durun! O amelleri sahibinin yüzüne çarpın! Ben ucub sahibiyim! (Kendisini beğenen ve kendi amellerini kendi gözünde yüksek gören kişileri kontrol ile vazifeliyim.) Rabbim bana, onun amelini geçirmememi ve onun buradan öteye geçmesine izin vermememi emretti. Bu kişi herhangi bir amel işlediği zaman, içine ucub girerdi, o amelinden dolayı kendisini çok beğenirdi.”

Efendimiz aleyhissalâtü vesselâm hazretleri (konuşmasına devam ederek) buyurdular:
“Hafeza melekleri kulun ameliyle yükselirler, beşinci kat semâya kadar çıkarlar. O ameller sanki, ehline (eşine) hazırlanıp süslenen bir gelin gibiydi…
Beşinci kat semâ ile vazifeli melek onlara:
“Durun! Bu ameli sahibinin yüzüne çarpın! Ben haset meleğiyim (kıskançlık yapanların amellerini teftiş eden ve âkıbetlerini bilen meleğim.) Bu amellerin sahibi, ilim öğrenen ve öğrendiğiyle amel edenleri kıskanıyordu. Allah’ın kendisine ibâdet ve ilimde nasip verdiği kişileri aşağı görüyor, onları ayıplıyor ve onları kıskanıyordu. Rabbim bana, onun amelinin beni geçip gitmesine izin vermememi emretti.”

Aleyhissalâtü vesselâm Efendimiz (mübarek sözlerine devamla) buyurdular ki:
“Hafeza melekleri kulun oruç, namaz, zekât, hac ve ömre’den işlemiş olduğu ameliyle yükselirler. Tâ altıncı kat semâ’ya kadar çıkarlar.
Altıncı kat semâ ile vazifeli olan melek, onlara:
“Durun! Bu ameli sahibinin yüzüne çarpın! Çünkü bu kişi, asla Allah’ın kullarından hiç kimseye merhamet etmezdi. Başına bir belâ isabet eder ve onlara zarar dokunursa, onları diline doluyor ve bununla seviniyordu. Ben rahmet ile vazifeli melek’im. Rabbim bana, onların amellerinin beni geçmemesini emretti.”

Âlemlere rahmet Efendimiz (aleyhissalatu vesselam) (devam ederek) buyurdular:
“Hafeza melekleri yedinci kat göğe yükselirler. Namaz, oruç, fıkıh, cihâd ve vera’ (haramlardan-mekruhlardan, haram ve mekruh oluşu şüpheli olan şeylerden kaçınmak, helâl ve mubahların da ihtiyaçtan fazlasını terk etmek gibi güzel amellerin)dan kulun amelleriyle çıkarlar. Bal arısı gibi sesi ve güneş aydınlığı gibi aydınlığı olup kendisiyle beraber üç bin melek, onu ta yedinci kata kadar yükseltirler.
Yedinci kat sema ile vazifeli melek onlara:
“Durun! Bu ameli sahibinin yüzüne çarpın! Kalbinin üzerine kilit vurun. Kendisiyle Allah’ın rızası murad edilmeyen bir amelin Rabbim’in katına çıkmasından hicâb ederim. Çünkü bu amel Allah’tan başkasının rızasını kazanmak için işlenmiştir. O amelin sahibi onunla (yapmış olduğu ameller ile) fukahâ (İslâm hukukçularının) yanında yükselmek ve ulemâ’nın (âlimlerin/bilginlerin) yanında anılmak ve şehirlerde (toplumda) tavsiye edilen bir kişi olmak için idi. Rabbim, onların amellerinin beni geçip başkasına ulaşmamasını emretti. Allah için ihlas ile yapılmayan her amel riyâ’dır.”
Yıllarca çalıştı. Amelini riya karşılığı sattı.
Fahr-i âlem Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz (mübarek kelâmına devamla) buyurdular:
“Hafeza melekleri, kulun zekât, oruç, namaz, hac, umre, güzel ahlâk ve zikrullah’tan amelleri, (yedi kat) göklerin melekleri refakatıyla bütün perdeleri keserek Allah azze ve celle hazretlerinin katına yükselirler.
Melekler, O kişinin amelinde sâlih ve muhlis olduğuna şahitlik etmek için Allah Teâlâ’nın manevi huzurunda dururlar.
Allahü Teâlâ onlara:

“Siz benim kulumun ameline bakmaktasınız. Ben ise onun kalbinin üzerine ‘Rakîb’im (gözetleyiciyim. Salih ve ihlâslı bir kişi olarak gördüğünüz şu kulum!) Bu amelleriyle benim rızamı istemedi. Bu kulum amelleriyle benim rızamdan başka şeyler murad etti. Benim lânetim onun üzerinedir” buyurur.
Bunun üzerine bütün melekler şöyle derler:
– “Yâ Rabbi! Senin lânetin onun üzerine olsun. Bizim lânetimiz de onun üzerine olsun!”
Bunun üzerine yedi kat semevât (gökler) ve içindekiler ona lânet okurlar.”
Muâz (r.a.) hazretleri:
– “Yâ Rasûlellah (s.a.v.)! Benim için necât ve hulûsun (kurtuluş ve hâlisliğin/sâfiyet ve gönül temizliğinin) yolu nasıldır (ne ile kurtulurum)?” dedim. Efendimiz (aleyhissalatu vesselam): buyurdular ki:

– “Bana tâbi ol. Yakîn derecesine yüksel. Eğer senin amelinde bir taksir (kusur) olsa da…
Dilini vakîa’dan (gıybetten) koru. Hamele-i Kur’an olan ihvânın (kardeşlerin) hakkında ileri geri konuşma, gıybetlerini etme. Onlara karşı kendini temize çıkartma (kendini hamele-i Kur’an olan ihvândan üstün tutma). Dünya amelini, âhiret ameline karıştırma. İnsanları sıkma. (Onları tazyik etme). Seni sıkan (yani insanları tazyîk eden) Cehennem ateşinin köpekleridir, kıyamet günü ateştedirler. Amelinle insanlara gösteriş yapma.”
[Bursevî, İsmail Hakkı, Tefsîru Rûhu’l-Beyan, 1, 76-77]

Bu hususta müjdeli birkaç haber de şöyledir:

Hz. Enes (r.a.) anlatıyor:
“Rasûlullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki:
“Kulun gündüz veya gece amelini yazan hafeza melekleri, yazdıklarını Allah’a yükseltirler.
Allah (Tebareke ve Teala) sahifenin baş ve son kısmını hayırlı bulursa, meleklere şöyle buyurur:
‘Sizi şâhid kılıyorum, ben kulumun sahifesinin iki tarafı arasında kalan kısmını mağfiret ettim.”
[Tirmizî, Sünen, Cenâiz 9, (981)]

O bakımdan meleklerin nöbet değişimi yaptıkları sabah ve ikindi namazlarından sonraki vakitleri bahusus hayırlı ameller geçirmenin yoluna bakmak lazım.

Namazlarımızın kabuliyle ilgili de dikkatli olmamız gerekiyor.
Nitekim vitir namazında kunut dualarının ardından “Salât-ı Münciye’yi” okuyan kişinin, o gün kılmış olduğu bütün namazlar, bu mühür sayesinde kabul oluyor inşaAllahu Rahman…

Duânın Türkçe Okunuşu:

“Allâhumme salli alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli Seyyidina Muhammedin salâten tüncînâ bihâ min-cemî’il-ehvâli vel âfat. Ve takdî lenâ bihâ cemîal hâcât ve tutahhirunâ bihâ min-cemîi’s-seyyiât ve terfe’unâ bihâ a’lâ’d-deracât ve tubelliğunâ bihâ aksâ’l-ğayât min cemiîl-hayrâti fî’l-hayâti ve ba’del-memât birahmetike Yâ erhame’r-rahimîn. Hasbunellahu ve ni’mel vekîl, ni’mel mevlâ ve ni’me’n-nasîr. Ğufraneke rabbenâ ve ileyke’l-masîr.”

Duânın Mânâsı:

“Allahım! Efendimiz Muhammed’e (sav) ve onun ehli beytine salât et. Bu salâvat o derece değerli olsun ki: Onun hürmetine bizi bütün korku ve belalardan kurtarsın. Bizim ihtiyaçlarımızı o salâvat hürmetine yerine getirsin, bizi bütün günahlardan bu salâvat hürmetine temizlersin, o salâvat hürmetine bizi derecelerin en üstüne yüceltirsin, o salâvat hürmetine hayatta ve öldükten sonra düşünülebilecek bütün hayırlar konusunda gayelerin en sonuna kadar ulaştırsın. Ey merhametlilerin merhametlisi bize bunları merhametinle nasip et. Allah Tealâ bize kafidir ve ne iyi bir dost, ne iyi bir vekildir. Ey Rabbimiz, senin mağfiretini dileriz, dönüş yalnız sanadır.”

Sıkıntılı ve tehlikeli zamanlarda bu mübarek salavatı okuyan kimse dünya ve ahiretin sıkıntılarından kurtulur. Huzurlu olmak istiyorsan bu salavatı okumaya devam et ve bir an olsun istiğfarı elden bırakma. Çünkü Salavat-ı Münciye bir hacet için okunursa, şimşek gibi süratli tesir eder.

Bu yazı 571 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak