Gıybetin en tehlikeli hali

Gıybet  bildiğiniz üzere sevaplarımızı silip süpüren,  diğer kulluk görevlerini yapanları “müflis” bırakan sinsi bir alışkanlıktır. Üstelik kul hakkına girildiği için zinadan bile tehlikelidir. Gıybetin de daha tehlikeli şekilleri vardır. Gıybetin en tehlikelisi bir grubun veya topluluğun gıybetinin yapılması, bunun da en tehlikeli hali gıybetin sosyal medyada yapılmasıdır.

Atılan bir tweet ile veya Facebook’ta yapılan bir paylaşımla binlerce hatta milyonların gıybetini birkaç saniyede yapabiliyoruz. Evet sadece birkaç saniyede milyonların hakkına girmek mümkün.

Bir gün Peygamber Efendimiz’e bir adam gelerek, “İslam nedir?” diye sorar. Resulullah’ın (sas) bu soruya cevabı ‘güzel ahlâk’tır. İslam’ın tanımı olarak karşımıza çıkan ahlâk güzelliğinin sergilenmesinde en önemli uzuv ise dilimiz. Bu yüzden Peygamberimiz (sas), ağızdan çıkacak her sözün insana yüklediği vebale karşı müminleri pek çok kez uyarmış. Süfyan b. Abdullah’ın “Benim için en çok korkulacak şey nedir?” sorusuna Resulullah’ın, dilini göstererek “İşte budur!” cevabını vermesi de bunun en güzel örneklerinden.

İnsan her zaman üslubu ile sınanır, ancak bazı dönemlerde dil, tam bir imtihan sebebi olur. Bu dönemler kişisel kırgınlıkların arttığı günlerin yanı sıra toplumsal bir anlaşmazlığın yaşandığı vakitler de olabilir. İşte o günlerde bize tavsiye edilen galeyana gelip, doğru yanlış her şeyi anlatmak değil, ağzımızı hayra açmaktır. Zira gıybete meyyal olan nefisler bu dönemde sınır tanımaz hale gelerek imanımızı tehlikeye götürecek noktaya varabilir.

Gıybetini ettiğimiz kişiden helallik almadan kul hakkından kurtulamayacağımız gerçeği âyet ve hadislerle sabit. Topyekün bir grubun, belli bir kesimin hakkında gıybet yapmak ise kendimizi telafisi mümkün olmayan günaha atmakla eşanlamlı. Bir veya birkaç kişinin gıybeti yapıldığında helalleşmek mümkün iken bir topluluğun gıybeti yapıldığında bunun telafisi neredeyse imkansızdır.

Herhangi bir toplumsal meselede büyük bir özgüvenle sarf ettiğimiz sözlerin Allah katında nasıl karşılandığını çoğu zaman düşünmeyiz. Açık oturumlardaki, sosyal medyadaki atışmalar evlere taşındığında fikir çatışmaları ‘bizim gibi düşünmeyene’ yakıştırdığımız kötü sıfatlarla noktalanır. Sonra gündem kapanır, sorun çözülür. Geriye ise kırılan gönüller ve telafisi mümkün olmayan kul hakları kalır.

Gıybet kapısı açılmıştır bir kere. Her kafadan çıkan seslere bir tane daha eklemekte bir sakınca görmeyiz. Oysa Hücurat Sûresi’nde Allahu Teala (cc), “Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.” diyerek bizi uyarıyor.

Gıybetin iftiraya giden yolu açtığını da unutmamak gerekir. Birde bunun sosyal medyada yapılması, asla helallik alamayacağı kişi hakkında milyonlara karşı yalan yanlış konuşulması kişinin tüm iyi amellerini bir çırpıda bitirebilecek bir durumdur. Peygamber Efendimiz’in (sas) Hz. Muaz’a, “Annen yokluğuna yansın ey Muaz! İnsanları yüzüstü Cehennem’e sürükleyen, ancak küfür, iftira, sövme, gıybet gibi dillerinin ürettikleridir!” buyurması da bize hiçbir faydası olmayan laf kalabalıklarından sakınmamız gerektiğini hatırlatıyor. Peygamber Efendimiz’in (sas) “Kişinin her işittiğini söylemesi ona yalan olarak yeter.” sözü bu konuda ciddi bir hatırlatma bizim için.

Elbette gıybet ve iftiradan daha tehlikeli bir şey daha var. Müslümanların kendilerine ve birbirlerine yaptığı en büyük zulümlerden biri de tekfir. Müslüman kabul edilen bir kimsenin küfre girdiğini söyleyerek onun imanını sorgulamak olan tekfir hakkında Peygamber Efendimiz’in (sas), “Kim kardeşine kâfir derse, ikisinden biri mutlaka kâfir olmuştur. Eğer itham edilen kâfir değilse, küfür itham edene döner.” beyanı, her müminin bu konuda çok dikkatli olması gerektiğini göstermeye yetiyor. Toplumdaki gıybet ve suizan gibi hususların önü alınmazsa ve insanlar kendilerini bu konuda sorgulamazsa bunun sonu tekfire kadar gidebilir.

Herhangi bir sebepten kızgın olduğu kişilerin imanını sorgulayan insan, dünyada bir şeyi düzeltemediği gibi ukbada da felakete sürükleniyor. İnsanların iman ve mümin olma durumunu ancak Cenab-ı Hak bilir ve bu hususta hüküm verir.

Müslüman toplumlarda en büyük tehlikenin tekfirdir. Halbuki büyük günah işlemekle bile insan tekfir edilmez. Müslüman’ın her vakitte takip edeceği yol, Kur’an ayetlerinin ve hadislerin buyurduğu istikamet üzere yaşamak, Kâbe’den daha değerli olan müminin kalbini kırmamak olmalı. Hele hele hilafı vaki beyanlarda onlara iftira gibi mahzurlu şeylerden elden geldiğince kaçınmamız, başkalarını da bu hususta uyarmamız gerekir.

Bu yazı 646 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak