Aşk nedir ?

Aşk nedir ? Hormonlarımızın olağandışı hareket etmesi sonucunda yaşadığımız sıra dışı duygu mu? Yoksa sırrı çözülememiş metafizik bir olgu mu ?

Aşk binlerce yıldır üzerine türlü türlü edebi eserler yazılmasına, tuvallere resmedilmeye çalışılmasına, heykellerde vücut bulmasına uğraşılmasına  rağmen hala yeterince anlaşılamamış, gizemi çözülememiş bir metafordur.

Nedir aşkı bilinmez kılan ? Nedir aşkı insanlık tarihi boyunca gündemde tutan ?

Önce aşkın ne olabileceği hakkındaki varsayımları hatırlayalım;

Tasavvuf erbabına göre aşk, mecazi aşk ve ilahi aşk olarak ikiye ayrılır. Mecazi aşk insanların birbirine aşkı, ilahi aşk ise yaratılanın yaratana aşkıdır. Gerçek aşk ilahi aşktır. Mecazi aşk ise kullara “aşk” kavramı ile tanışması için verilmiştir. Mecazi aşkı bilmeyen ilahi aşka ulaşamaz. Mecazi aşktan sıyrılmadan da ilahi aşka ulaşılamaz.

Tasavvufçulara göre aşk metafizik bir olgudur. Sırları madde aleminin deneyleri ile çözülemez. Aşk vuslatla sona erer, yani kavuşmayla.  Burada aşkın son bulması demek aşk alevinin sönmesi değil, aşıkın maşuk bünyesine katılması sonucu aşkın teknik olarak mümkün olmamasıdır. Vuslat aşık ile maşukun birleşmesidir. Bu tasavvufçulara göre kişinin “La mevcude illa hu” yani kainatta O’ndan başka mevcut bir şey yoktur sırrına ulaşmak demektir. Yani kişinin kendini ve tüm yaratılanları yaratanın bir parçası olarak görmesi halidir.

Bu sonuca insanın benliğinin hiçleşmesiyle ulaşılır. Yani yaratılan kendini sıfırlar ve yaratıcı bünyesinde bir damla olarak görür. Bu kişinin kendini tanrılaştırması değildir. Tam tersine hiçliğini idrak edilmesidir. Bu durum mevcut akıl ile anlaşılamaz.  Ancak aklın devre dışı kalması, yüreğin mutlak egemenliği ile gerçek aşkta vuslata erilir.

Tasavvufçuların kavramlarını ve ne demek istediğini aşk yolcuları dışındakiler anlayamaz. Akıl başta iken söylenen vahdeti vücut lafızları küfürdür, tıpkı Hallac-ı Mansur’un söylediği “Enel Hak” yani “Ben Hakk’ım” gibi. Fakat Hallacı Mansur bu sözü aşk halinde cezbeye kapılmış iken söylemiştir. Yani aklının devre dışı kaldığı bir anda söylemiştir. Aklı başında kimselerin böyle söylemesi küfürdür.

Tasavvufçuların aşk anlayışını bir örnekle açıklamak faydalı olur. Örneğin Hidrojen  ile Oksijen farklı özellikleri olan başka başka atomlardır. Fakat gerekli şartlar oluştuğunda birleşip H2O yani suyu oluştururlar. Hidrojen -1 yüklüdür, Oksijen ise +2 yüklü. Gerekli şartlar oluşunca, ne Hidrojen Hidrojen olmayı ne de Oksijen Oksijen olmayı ister. İkisi birleşip 0 yüklü olmak isterler ve su meydana gelir. Hidrojen ve Oksijenin aşkı suyu oluşturur. Kimyacılar bunu 0 yüke ulaşmak yani asal gazlara benzemeye çalışmak olarak tabir ederler.

Hidrojen ve Oksijen ancak kendilerini sıfırlarsa, yani eski özelliklerini tamamen kaybederlerse ve suyu oluşturabilirler. Bu Hidrojen ile Oksijen’in arasındaki aşkın hikayesidir.

Allah ile kul aşkında ise sadece kul kendini hiçleştirir ve Rabbine kavuşmak ister. Bu bilim adamlarının keşfettiği çekim güçleri gibi bir güçtür. Atomların bir birine cazibesi, yer çekimi, bitkilerin güneşe yönelmesi gibidir ilahi aşk. Kul mutlak hatasızlığın, mutlak güzelin, mutlak gücün… cazibesine kapılır tüm elementlerin asal gaza dönüşme arzusu gibi aklını devre dışı bırakacak derecede etkileyici varlığın bir parçası olmaya çalışır. İşte aşk bu yolculuğa doğru sürüklenmektir. Gitmek değil yani sürüklenmek, gayri ihtiyari, ışığa kanat çırpan kelebeklerinki gibi. Ateşte yanacaklarını bilseler bile ateşe atılmayı istemek kadar arzulu olmak.

Tasavvuf gözüyle aşkta ne cinselliğe ne de cismaniyete yer vardır. Hele maddi şehvetin sözü edilemez. Mecazi aşkta bile bu böyledir. Kişi aşık olur, ama üreme dürtüsü veya nefsani arzularını tatmin için değil. Aslında aşk istemli bir şey değil, cazibeye kapılıp gitmek, aklı devre dışı bırakmaktır. Kişi karşısındakinde Cenabı Hakkın isimlerinin latifelerini görür, aslında bunlara aşık olur. Yoksa güzelin güzelliğine, dilberin dudağına değil.

Aşk istemsiz olarak karşılaşılan bir duygu olduğu için onu kontrol etmek veya  kalbinden söküp atmak imkansızdır. Bu durum literatüre de yansımıştır. Dünya dillerinde aşk edilgen bir fiil olarak kullanılır. Türkçe de aşk olmak denmez, aşık olmak denir. İngilizcede de “fall in love” yani aşka düşmektir aşık olmak.

Bilim adamları ise hormonlar gözüyle bakar aşka. Aşık kişilerin hormon düzeylerinin metal bir odaya konmuş pusulanın ibresinin sapıtması gibi anormalleşmesini gözlemleyen bilim aşıkları aşkı hormon seviyelerindeki değişikliklere bağlamıştır. Hatta kişiye bazı hormonlar sonradan takviye edilse, melankoli etkisi yapabilir. Bilim adamlarının hala açıklayamadığı husus ise bu hormonların hangi sebeplerle harekete geçtiği. Yemek yerken veya spor yaparken ilgili hormonlar devreye giriyor. Yani bu hormonları biz bir nebze kontrol edebiliyoruz. Fakat dünya güzeli birini karşımıza getirtseler aşık olmayabiliyoruz.

 Aşk bu yönüyle sevgi, şehvet ve hoşlantıdan ayrılıyor. Asıl soru şu; aşk hormonlarını ne harekete geçiriyor?

Bilim insanlarının birkaç teorisi var. İlki biraz mesnetsiz, gibi. Birindeki kaş göz burun gibi organların “altın oran”a yaklaşmasıyla ilgili aşk. Fakat her güzele herkesin aşık olması gerekirdi öyle olsaydı.

İkincisi kadınların doğurganlık oranı ve erkeklerin dölleyici ve güçlü olmasıyla ilgili parametreler. Kadının bel kalça ve göğüs oranları doğurganlığını etkiliyormuş ve bular orantılı olunca aşk oluyormuş.  Yada erkeğin fiziksel özelliklerindeki bazı oranlar onu cazibeli kılıyormuş. İlk varsayımı çürüten şey bunu da çürütüyor, her güzel herkes neden aşık olmuyor ? Altın oranlarla ancak güzellik açıklanabilir aşk değil…

Üçüncü teori insanların biyolojik uyumları ile ilgili. Bazı kişilerin bazılarıyla hormonlarının uyumlu oldukları, çiftleştikleri takdirde çocuklarının sağlıklı olma ihtimalinin  daha yüksek olduğu ve bu kişilerin bir birinin ter kokusunu bile cazip buldukları tespit edilmiş. Acaba bu aşk mı ? Aslında bu sadece ten uyumu. Bunlar aşkın gizemini, aklı devre dışı bırakacak derecedeki kuvvetini açıklamaya yetmiyor. Çünkü insanlar birine koklayıp veya cinsel ilişkiye girerek aşık olmuyorlar, arada biyolojik oyum olup olmadığını bilmeden tutuluyorlar.

Aşk üzerinde en çok kafa yoranlar belki de sosyologlardır. Sosyologların genel kanısı ise kişinin karşısında aradığını bulmasıyla ilgili aşk. Kadın ve erkeğin kendilerine göre beklentileri var, her kişi özel bir varlık bu nedenle herkesin kendine göre beklentileri var. İnsanlar beklentilerini karşılayabileceğini düşündükleri kişilere aşık oluyorlar. Aşkın mantıktan ve çıkarcı anlayıştan uzak olması bu varsayımı çöpe dönüştürüyor.

Sosyologlar bir de aşkı saplantı yönüyle ele alıyorlar. Buna göre takıntılı kişilerin veya bağımlılığa meyilli kişilerin aşka da meyilli olduklarını düşünüyorlar. Ama bunu kanıtlayacak bir şey ortada. Varsayımın çıkış noktası mantıklı olsa da gerçeklikten uzak.

Edebiyatçıların ana konusu ise “aşk nedir ?”  zaten.  Edebiyatçılar biraz daha işin duygu yönüyle ilgileniyorlar. Varsayımlar veya deneylerden ziyaden yaşanılanlardan yola çıkıyorlar. Edebiyatçılara göre aşkı besleyen ana unsur acı ve ayrılık. Sevgilinin kaprisleri veya yanlış tavırları bile aşıkı yolundan döndüremiyor. Bu yönüyle aşka kutsallık bahşediyorlar.

Edebiyatçılar yazmada ve söylemede usta oldukları için aşk nedir sorusuna her gün yeni kelime varyasyonları ile cevap veriyorlar. Aşk, tutku ve önlenmez, kontrol edilemez bir cazibe demek. Aşk düşenin ,düştükten sonra çıkmasının mümkün olmadığı bir kuyu demek. Aşk acı çekmek ama acıyla da beslenmek, hatta acı çekmeyi istemek demek. Aşk kavuşunca ne olacağını bilmeden sadece istemek demek. Aşk sevgiliye doğru gidilen yolda tek yönlü alınan bilet demek. Sadece sevgiliye kavuşmayı arzulamak, geri dönmeyi hiç istemeden. Aşk sevilmeden de sevmek demek, tamamıyla karşılıksız. Aşk rüştünü ispat etmek için acıya bulanmayı arzulamak demek. Aşk yanmak ama yanmaya doymamak demek.

Aşk nedir ? Aşk çekene göredir. Sadece aşıklar bilir aşkın ne olduğunu. Herkeste de başkadır aşk. Kimisi bir parmak aşkla sarhoş olurken, kimisi aşk deryasında korkusuzca kulaç atabilir. Bazısı için yağmurdan sonra çıkan gökkuşağı gibi narin ve güzeldir aşk. Kimisi için aşk önünü göremeyecek kadar zifiri karanlıkta, nereye gideceğini bilmeden, yardan yuvarlanır gibi hoyratça koşmaktır.

Aşk nedir? Çeken bilir, aşk nedir, var mıdır, yok mudur, şeker midir, tuz mudur ?

Bu yazı 788 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir yorum bırak